39- ZÜMER SURESİ
ZÜMER SURESİ
Sure adını, 71 ve 73. ayetlerinde geçen “zümer” kelimesinden almıştır. “Zümer”, zümreler, gruplar anlamına gelmektedir. Bu sureye "Guraf” da denilir. “Köşk” manasına gelen bu kelime, surenin 20. ayetinde geçmektedir.
Sure 75 ayettir. Mekke döneminin ortalarında, Sebe suresinden sonra inmiştir. Allah'ın rahmetinden ümit kesilmemesi gerektiğini belirten 53. ayetten itibaren üç veya yedi ayetin Medine döneminde indiği yolunda rivayetler vardır.
Mushaftaki resmi sırası itibarıyla 39., iniş tarihine göre ise 59. suredir.
Hz. Ayşe'den gelen bir rivayette, Peygamberimiz'in, İsra ve Zümer surelerini okumadan uyumadığı bildirilmiştir.1
Surenin temel konuları:
Bu surede, Mekki diğer sureler gibi Allah'ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren deliller konu edilmektedir. Bunun yanında, insanın karakteri ve sorumluluğu, Allah'a ortak koşmanın anlamsızlığı, bir Allah'a inanıp kulluk etmenin önemi, Allah’ın rahmetinden ümit kesilmemesi gerektiği, müminlerin ve inkârcıların ahiretteki durumları anlatılmaktadır.
Surenin temel mesajları:
-Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed’e indirilmiş Allah kelamıdır.
-Din, sadece Allah'a mahsustur. Bundan dolayı ibadet sadece ona yapılmalıdır. Allah'a ortak koşmak küfürdür.
-Allah, yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola iletmez.
-Allah, çocuk edinmemiştir. Müşriklerin ve Hıristiyanların bu yöndeki inançları batıldır.
-Göklerin ve yerin yaratılışında bir düzen vardır. Çünkü Yüce Allah, gökleri ve yeri bir ölçüye göre hikmetle yaratmıştır. Gece ile gündüzü düzenleyen, güneşin ve ayın hareketlerini denetim altına alan Allah’tır. İnsanları ve hayvanları yaratan da odur.
-İnsan, ana rahminde aşama aşama oluşmuştur.
-Her şeyi yaratın Allah, tek bir tanrıdır.
-Allah, her şeyi bilir.
-Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, fakat kendisine şükredilmesinden hoşnut olur.
-Hiç kimse bir başkasının günahından sorumlu değildir. Dolayısıyla Hıristiyanların asli günah inancı batıldır.
-İnsan nankör bir varlıktır. Başı sıkışınca Allah'a yalvarır; bir nimete erişince de bunu kendi başarısı olarak değerlendirip doğru yoldan sapar.
-Bilenlerle bilmeyenler elbette bir olmaz. Akıl sahipleri gerçeği kavrarlar.
-Allah'tan korkulmalı, sâlih amel işlenmeli ve bu yolda azimli ve sabırlı olunmalıdır.
-Sabredenler, hesapsız ödüllendirilecektir.
-Allah'tan başkasına kulluk edenler, hem kendilerini ve hem de ailelerini zarara sokmuş olurlar ve cehenneme giderler.
-Dünya hayatı gelip geçicidir. Dünya hayatı, önce büyüyüp yeşeren, sonra sararıp kuruyan ürünler gibidir.
-İslam’ı kabul eden kimseler doğru ve aydınlık yoldadırlar. Allah'ı anmaya karşı yüreği katılaşmış kimseler sapıklığa düşmüş, kendilerine yazık etmiş kimselerdir.
-Kur’an, hidayet rehberidir. İnsanların inanması için Allah onda her türlü örneği vermiştir. Ona inananlar doğru yolu bulur, inanmayanlar ise sapıtır.
-Allah'tan korkanlar, Kur’an’ı işitince duygulanır, ürperir ve Allah'a yönelirler.
-Geçmişteki inkarcı toplumlar, hiç ummadıkları bir anda, daha dünyada iken cezalandırılmışlardır. Ahiretteki azab ise daha büyüktür. İnsanlar bu toplumların yaşadıklarından ibret alıp doğru yola girmelidirler.
-Allah'a ortak koşan kişinin durumu, araları bozuk efendileri olan bir köleye benzer. Bu köle hangisinin emrine uyacağını, ne yapacağını bilemez, şaşırır kalır. Birçok tanrısı olan müşrik de hangi tanrıyı memnun edeceğini bilemediğinden mutsuz olur. Oysa tek bir Allah’a inanan ve kulluk eden mümin mutlu ve huzurlu olur.
-Herkes mutlaka ölecek ve tuttuğu yolun sonunu görecektir.
-Allah’a karşı yalan uyduran ve kendisine gelen gerçeği yalanlayan kişiden daha zalim kimse yoktur.
-Allah kuluna yeter. Kul sadece ondan korkmalıdır. Allah'ın şaşırttığını kimse doğru yola getiremez; doğru yola getirdiğini de şaşırtamaz. Allah'a ortak koşulan varlıklar hiçbir şey yapamazlar, Allah'ın vereceği yararı da zararı da engelleyemezler; kimseye şefaat edemezler. Yaşatan da öldüren de Allah'tır. Sadece ona inanılıp güvenilmelidir. Her şeyin yaratıcısı olan Yüce Allah, kulları arasında hükmünü verecek, haklı ile haksızı ortaya çıkaracaktır.
-Allah'ın azabından kaçıp kurtulmak mümkün değildir. İnkârcılar, yeryüzündeki her şeyi ve hatta bir misli fazlasını dahi fidye olarak verseler, yine azaptan kurtulamayacaklardır.
-Allah, rızkı kimine az kimine bol verir. Müminler, bunun ilahi hikmet gereği olduğunu bilip ona göre davranmalıdırlar.
Allah'ın rahmetinden ümit kesilmemelidir; çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Ancak, vakit geçmeden pişman olup doğru yola girmek gerekir.
-İnkarcıları felakete sürükleyen kibirleridir.
-Kıyamette Yüce Allah, herkese adaletle hükmeder; orada kimseye haksızlık edilmez. Herkes, yaptığının karşılığını görür. Böylece, insanlar arasında hak ile hüküm verilmiş ve ilahi adalet gerçekleşmiş olacaktır.
---------------
1. Tirmizi, Deavat, 82.