49- HUCURAT SURESİ
HUCURAT SURESİ
Sure ismini, 4. ayette geçen “hucurat” kelimesinden almaktadır. “Odalar” anlamına gelen hucurat kelimesi, söz konusu ayette, peygamberimizin Mescid-i Nebi’deki evi olarak kullandığı odalara işaret etmektedir.
18 ayetten oluşan sure, Medine’de, Mücâdele suresinden sonra inmiştir.
Mushaftaki resmi sırası itibarıyla 48., nüzul sırasına göre ise 105. suredir.
Bu surenin temel konuları şunlardır:
Peygamber ile konuşma/diyalog adabı,
Haber ve rivayetlerin doğruluğunun araştırılması,
Müslümanlar arasında çıkabilecek savaş durumu,
İslam kardeşliği,
Alaycılık,
Kötü zandan uzak durmak,
İnsanlığın milletler halinde yaratılışı,
“Özgür inanma” ile “toplum baskısı” arasındaki fark,
Surenin temel mesajları şunlardır:
- Müslümanlar, Peygamberimize saygılı olmalıdırlar. Ona saygı göstermek; onun hakkında daima iyi ve temiz düşüncelere sahip olmak, bizler için örnek bir insan olduğunu kabul etmek, ondan bahsederken saygı ölçüleri içerisinde bulunmaktır.
- İnsanlar birbirlerine karşı yüksek sesle konuşmamalı, orta bir ses tonuyla hitap etmelidirler. Yüksek sesle ve fütursuzca konuşmak, iyi amellerin kaybolmasına sebep olmaktadır.
- Zorunlu olmadıkça başkalarına uzaktan bağırarak seslenmemek gerekir. Özellikle önemli mevkiler işgal eden kimseler veya itibar sahipleri huzurunda davranış ve konuşma adabına daha çok riayet edilmelidir.
- Müslümanlar dini nitelikli olsun veya olmasın, kendilerine ulaşan bilgi veya haberlerin doğruluğunu kontrol etmelidirler. Bilinmelidir ki, haberin doğruluğu, haberi getirenin güvenilirliğiyle doğru orantılıdır. İslami ilimler içerisinde hadis ilmi bu temel ilke üzerine bina edilmiş, Hz. Peygamber’den gelen haberler, o haberi getirenlerin (ravilerin) dikkatli ve titiz çalışmalarla incelenmesiyle sıhhat açısından bir sonuca bağlanmıştır.
- Müslümanların birbirleriyle savaşmaları, birbirlerine silah doğrultmaları, İslam’ın temel ilkeleri açısından doğru değildir. Fakat her din mensupları arasında olduğu gibi, Müslümanlar arasında da, tarihin belli dönemlerinde savaşların ortaya çıktığı bir vakıadır. Böyle bir durumda aslolan, savaşan tarafların bundan vaz geçmeleri ve meselelerin barış ve diyalog yoluyla çözümlenmesidir. Eğer taraflardan birisi barış yolunu tercih etmez ve savaşta ısrar ederse, diğer müslümanların o toplumu zor kullanarak barışa mecbur etmelerinden başka bir yol kalmamaktadır.
- Müslümanlar kardeştirler; bu ilkeden hareketle, erkek olsun kadın olsun, hiçbir Müslüman diğerini alaya almamalı, uygun olmayan lakaplar takarak küçümsememelidir. Müslümanların birbirlerine küçümseyici ve alçaltıcı lakaplar takmaları büyük günahlar arasında sayılmaktadır.
- Kötü zandan (su-i zan) uzak durulmalıdır. Kötü zanda bulunmak, birbirlerinin açığını aramak, arkadan çekiştirmek “Ölmüş bir Müslümanın etini yemek kadar” tiksindirici ve büyük bir günahtır.
- İnsanoğlunun ilk yaratılışı, karı ve koca olmak üzere iki eşten (Adem ve Havva) olmuştur. Aileler, kabileler, soylar, milletler ve ırklar şeklindeki ayrılmalar, Allah’ın hikmeti gereği, sonradan ortaya çıkmıştır. Bunun hikmeti, tüm bu tabii insan kümelerinin birbirlerini tanımalarını kolaylaştırmak içindir. Yani, Aileler aile kimliklerini, kabileler kabile kimliklerini, milletler milli kimliklerini, ırklar da ırk kimliklerini koruyarak, farklı isimler altında birbirlerini tanıyacaklardır.
- İnsanın kendi elinde olmaksızın, yüce Allah’ın bir hikmete dayanarak yarattığı bu kimlik unsurları, dünyevi veya uhrevi bir avantaj sağlamamaktadır. Hem dünyada hem de ahirette değerlendirmeler iman ve amellere göre (takva) yapılacaktır.
- İslam düşüncesine göre, iman, özgür iradeyle olduğunda bir değer ifade etmektedir. Fakat toplumsal baskı veya toplumsal mensubiyetin bir gereği olarak Müslüman görünmenin Allah katında bir değeri yoktur.